Sözün ve Şiddetin Kıyısında – Tekrarlama, Hatırlama ve Özümseme Üzerine Bir Not

November 25, 2018

 

 

''Bir resim evleri dekore etmek için yapılmamıştır. Düşmana karşı savunmacı ve saldırgan bir silahtır.'' der Picasso tarihin savaş denilince, 20. yüzyıl denilince akla gelen en önemli tablosu Guernica'yla ilgili ve ben de konuşmama sonradan açıklayacağım bu alıntıyla başlamak istedim.

 

 

Psikanalitik kuramın şiddet ve söz kesişiminde ele aldığı iki temel ekseni şu şekilde özetleyebiliriz: 

• Söz temel saldırganlığı bastırmayı ve yasanın iletimini sağlayarak bizi insancıllaştırabilir • Cihat, savaş, haçlı seferi, diktatöryel rejimlerde gördüğümüz gibi şiddeti yapılandırıp bir söylemin içine alarak, şiddeti örgütleyerek başka sözler söyleme olasılığını ortadan

kaldırabilir.

 

Ben, bu oturumda aslında birbiriyle çok az alakası olan 3 ayrı hikayeyi anlatarak bu iki ekseni ele almak istiyorum. Hikayemin kahramanları Pablo Picasso, Francisco Franco, Sigmund Freud. 20. yüzyılda yaşamış üç büyük isim. Pablo Picasso gücünü eserlerinden/yaratıcılıktan, Sigmund Freud kurduğu disiplin, okuma biçimi ve tükenmek bilmeyen insan ruhuna dair tutkusu ve merakından, Franco ise ününü ne yazık ki binlerce insanın ölümüne sebebiyet veren şiddetten alıyor.

 

 

Önce beterin beteri – Francisco Franco

 

Kendisi 1892-1975 yılları arasında yaşamış, başa seçimle gelmekle beraber ülkeyi sürüklediği iç savaştan itibaren İspanya’yı 36 yıl boyunca diktatörlükle yönetmiştir. Bu sebeplerden ötürü de kendisi son faşist diktatör olarak bilinmektedir. Ülkeyi yönettiği süre boyunca kültüre, insanlığa verdiği zarar derin olmakla beraber yüzbinlerce insanın ölümüne ve onbinlercesinin çok ağır işkenceler görmesine sebep olmuştur.

Elbette bu şiddeti nasıl örgütlediğini ele alabilirdik- ya da avrupa da bu dönemde yükselen ırkçılık ve şiddet eylemlerinin sebebini de ele alabilirdik. Sonuçta aynen çok özendiği ve iyi anlaştığı Hitler ve tüm diğer diktatörler gibi o da tek değildi; destekleyenleri, emirlerini uygulayanları vardı. Bu bizim temamız için önemli bir deneme de olurdu ama dediğim gibi amacım şu an psikanalizin insancıllaşma ekseninde ele aldığı Birkaç kavramı ortaya koyabilmek adına hikaye anlatmak ve bu amaca uygun bir şekilde yaptığı şiddet eylemlerinden sadece birini anlatacağım.

 

Diyeceklerim İspanya İç Savaşı esnasında yaşanan en trajik olaylardan biri kendisinin Nazi ve Faşist italyan kuvvetlerinin yeni uçaklarını test etmesi için Franco'nun verdiği bir izin üzerine İspanya'da minik bir kasaba olan Guernica'da yaşanan bombardıman hakkında. Franco Kuzey İspanya’daki bir Bask kasabası olan Guernica'Nın içinde yaşayan insanlar olmasına rağmen ve bu köy boşaltılmadan yeni icat edilen bombaların bu köy üzerinde denenmesine izin vermiş ve bu bombalar 26 Nisan 1937 günü Guernica'nın üzerine yağmıştır. Nüfusu kayıtlarda 5000 gözüken bu kasabada kayıtlara göre bir günde 1654 kişi ölmüş ve binlercesi yaralanmıştır. Şehir günlerce yanmış, bombalardan doğan yangın neredeyse bir hafta söndürülememiş, insanlara verilen zarar hariç binlerce canlı ölmüş köyün çehresi tamamen değişmiştir. Franco bu olaydan nasıl etkilendi elbette tam olarak bilemeyiz fakat iç savaşı sürdürmesi, 1975 senesine kadar şiddet dolu eylemlerine devam etmesinden içindeki saldırganlık dürtüsünün nasıl gökyüzüne açık olduğunu ve nasıl örgütlendiğine bir söz ve amaç dahilinde tanık olabiliyoruz. Bu konuyu derinleştirmeden ikinci hikayeme geçiyorum.

 

 

Ardından : En güçlüsü, en üretkeni Pablo Picasso

 

Pablo Picasso 1881-1973 seneleri arasında yani neredeyse Franco ile aynı tarihlerde yaşamış, aynı topraklarda doğmuş fakat bam başka bir yol seçip izlemiş geçen yüzyılın en büyük ressamı ve heykel traşlarından biri olmuştur. Kendisi savaş karşıtı görüşleri olan bir ressamdır ama buna rağmen 1937 senesinin başlarında İspanya Hükümeti Picasso’dan Paris’te açılacak Dünya Fuarı’nın İspanya bölümünde yer alacak bir duvar resmi istemiştir. Politik sebeplerle Franco'dan ve diktatörlüğünden de kaçmak, orada yaşamamak amaçlı da Paris'de bulunan Picasso'dan bunun devlet tarafından istenmesi elbette ironik bir durumdur.

 

Bu sipariş üzerinde düşünürken gerçekleşen bombardımanın haberini aldığında Picasso çok etkilenmiş ve ona verilmiş sipariş üzerinde çalışmaya başlamıştır. Ve 3,49m x 7,77metre genişliğinde olan devasa bir resim yapmıştır. Bu resim ve sergilenmesi etrafında onlarca hikaye bulunmaktadır. Bunlardan en meşhuru benim de bu konuşmayı açan alıntımı açıklar.

 

Otto Abetz Paris'teki bir nazi rejim subayıdır ve Paris'de sergiye gelmişken Picasso ya ''bunu siz mi yaptınız'' diye sorar ve ona cevaben Picasso ''hayır, siz yaptınız'' der. Ya da yıllar sonra tablosunun küçük kartlarını dağıtırken almanlara ''evinize anı götürün'' diyerek resminin röprodüksüyonlarını verir. Bunlar Pablo ve Guernica'ya dair olan hikayemizin renkli detayları ama en çarpıcı nokta eseri devlet sipariş etmesine rağmen Franco yaşadığı sürece eserin İspanya sınırlarına girmesi yasaklanmış olmasıdır. Bir eser nasıl düşman olunan ötekine bir cevaptır işte ancak bu şekilde anlaşılabilir- Franco'da mesajı almış ve cevabını vermiştir ama insanlık, tarih; bugün Franco'dan çok Picasso'yu anar. Picasso yüceltilirken, eserleri en önemli sergilerde başta yer alırken bilinmesi gerekir ki ülkesine verdiği zarardan ötürü Franco'nun kemikleri vatan mezarlığından çıkartılması için karar alınması aşamasındadır. Bu resimse geçen yüzyılda ve sanat tarihinde savaşın vahşetini anlatan en önemli resim olarak anılırken Franco tarihin karanlık sayfası ve insanlığın yüz karası olarak anılmaktadır. Bu hikayeyle de sanatın ne kadar güçlü bir silah olabileceğine ve bir mesajı nasıl aktarabileceğine tanıklık ediyoruz.

 

Son olarak Freud

 

Şimdi üçüncü hikaye Sigmund Freud'un hayatından küçük bir kesit olacak. İlk ikisinin aksine Freud ikinci dünya savaşını ve yıkımlarını göremedi. Kendisi biliyorsunuz ki 1856 ve 1939 seneleri arasında yaşadı. Yani tam bu diktatörlük süreçlerinin başına tanıklık etti. Fakat yaşadığı dönemi düşündüğümüzde onun da insanlığın vahşetine tanıklık ettiğini dile getirebiliriz : birinci dünya savaşı, bir musevi olarak soykırımın ilk yıllarına... Anlattığım hikayelerden Franco bu şiddeti yaratanlardanken, Picasso bu yaratılan şiddete çok güçlü bir cevap vermişti. Picasso sadece insana özgü olan bir kapasitesini, yüceltmeyi, sözü imgeyi kullandı. Her birey böylesi bir acıyla karşılaştığında öznel cevabını verecektir. Kimi Milgram gibi bir deney üretir ve otoriteye itaati düşünür, kimi unutulmaz bir şiir yazar, kimi bir resim yapar, kimi dün eğitimimizin iç seminerinde incelediğimiz vaka gibi somatize eder... Peki bu dönemde karşılaştığı ve anlamlanması her yaşayan için büyük zorluklar içeren şiddet olaylarına Freud'un cevabı ne olmuştur? Freud'un kuramını savaş nasıl etkilemiştir?

 

Birinci dünya savaşı sırasında askerlere savaş sırasında geliştirdikleri nevrozu tedavi etmek elektroşok tedavisi sıkılıkla kullanılıyordu ve Profesör Wagner-Jauregg'un kliniği bunlardan biriydi. Klinikte olan çok sayıdaki intiharın sonucunda parlamento komisyonu bir soruşturma başlattı. Bu komisyon, profesörün tedavi şeklini incelemek üzere Freud'u bilirkişi olarak atadı. Bunun üzerine Freud, Türkçesini Psikanaliz Yazıları dergisinin 2017 bahar sayısında okuyabileceğiniz Savas Nevrozlarında Elektrosokla Tedavi Uzerine Bilirkisi Raporu adlı metnini yazıp, komisyonun ve profesörün önünde okudu. Raporuna göre savaş nevrozları yaşayanlar da sıradan dönemde olan barış nevrozlarındaki gibi ruhsal çatışmalardan acı çektiklerini, arzuların ve yönelimlerin hasta tarafından bilinmemekte olduğunu, yani bilinçdışında temellendiğini de belirtmiştir ve onların yaşadıkları süreci anlattıktan sonra, son olarak bu hastaların psikanalizle iyileşebileceklerini belirterek raporunu bitirmiştir. Bunun üzerine devlete bağlı psikanalitik tedavi merkezleri kurulması düşüncesi doğmuş ve bu da psikanalizin toplumdaki konumunu ciddi bir şekilde değiştirmiştir. 1920 yılında yani bu savaş nevrozlarıyla olan çalışmalarının hemen ardından kaleme aldığı Haz ilkesinin Ötesi'nde metninden itibaren Freud'un kuramının son 20 yılında geliştirdikleri tam olarak da bu sorulara ve kuramsal çıkmazlara cevap vermeyi hedeflemektedir. Tekrarlama ve ölüm dürtüsünün keşfi, narsisizm ve özdeşleşimle ilişkisinin açığa çıkmasıyla belirtiyi anlamak için artık ölüm ve yaşam dürtüsü arasındaki çatışmayı da incelememiz gerekmektedir.

 

Lacan ise Freud'un bu dönemde yazdıklarını itinayla okumuş öncelikle Psikanalizin 4 temel Kavramı seminerinde tekrarlama zorlantısını psikanalizin en temel kavramı yaptıktan sonra haz ilkesinin ötesinde, arzu ile ölüm dürtüsü arasında kalan zevk kavramını geliştirmiştir.

 

Bu metinler Birinci Dünya Savaşı ve sonrası dönemlerde yazılmışlardır. Fakat ne yazık ki savaş, bizim zamanımıza kadar sürmüştür. Dolayısıyla bu aşamada ikinci bir soruya dönebiliriz; neden siddet? Bu soruya psikanaliz tarihinde nasıl bir cevap verildiğini görmek adına Freud'un “Dürtüler ve kaderleri” metnini ve Profesör Einstein ile olan yazışmalarını incelememiz gereklidir. Bu metinde Freud her dürtünün bir itkisi, amacı, nesnesi ve kaynağı olduğunu belirtmiştir. Burada dürtüye bir neden ya da anlam yüklemediğini fark etmek önemlidir. Freud'a göre dürtü, kaynağı bir organda temellenen bir sürecin ruhsal alanda tasarımını işaret eder. Her dürtünün amacı dürtünün doyumu yoluyla, oluşturduğu baskının ortadan kaybolması ve doyuma ulaşmaktır. Dürtünün nesnesi, onun sayesinde dürtünün amacına ulaştığı şeydir ve dürtünün en değişken niteliğidir. Hatta Freud konumuz açısından çok önemli bir not düşer: ''Nesne başlangıçta dürtüyle ilişkili olmayıp yalnızca doyumu olası kılmaya özellikle uygun oluşu nedeniyle ona atanandır... Nesnesine özellikle yakın bağlılığı durumu ''kilitlenme'' (*fixation) terimiyle ayırt edilir.16''. Şimdi bu nesneye kilitlenmenin nasıl yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini göreceğiz.

 

Freud, 1915 yılında kaleme aldığı Dürtüler ve Kaderleri metninde henüz ölüm dürtüsünü keşfetmemiş olsa dahi, bu metninde bir kısmi dürtü olan cinsel dürtü için yazdıklarının ölüm dürtüsü için de geçerli olacağını dile getiren kuramcılar vardır. Daha açık belirtmek gerekirse bu kuramcılar ölüm dürtüsünün de nesnesi, baskısı, amacı olduğunu varsayarlar. Bu; savas, siddet, terör, sokak kavgaları, toplu katliamlar/intiharların ölüm dürtüsünün toplumsal alanda dile getirilis sekli oldugu anlamına gelmektedir. Bu baglamda, bu tip bir siddet insana özgüdür.Yalnızca insan yaşadığı ortama ve kendi türünden olduğu halde nedensiz yere ötekileştirdiği gruplara uygulayacağı şiddet için sınırsız yöntemler geliştirmiştir; gaz odaları, çarmıha germe, yakma, asma, taşlama, toplu katliamlar, kılıç, tüfek, bombalama, kimyasal silahlar... Ötekileşmiş grup yani ölüm dürtüsünün nesnesi tarih boyunca sürekli olarak değişim göstermiştir. Kimi zaman Museviler, Hıristiyanlar, Budistler, kimi zamansa Sünniler, Aleviler, Kürtler, Türkler, Güney Amerikalılar, siyahlar, uzak doğulular, Bulgarlar, Portekizliler, ve hatta cadılar, histerikler, kadınlar, kocasını aldatan kadınlar, cüzamlılar, deliler, eşcinseller, muhalifler, pitbul köpekler, kurtlar, maymunlar ve güvercinler...Az önce de Franco ile ele aldığımız gibi zavallı küçük bir kasabada yaşayan köylüler.. Tarihi inceleyecek olursak bu listeyi tamamlamak mümkün dahi olmayabilir. Gördüğümüz gibi ölüm dürtüsü ve onun toplumsal alanda ifadesi libidinal olmakla birlikte, bir nedeni olmayan ama bir mantığı izleyen ve bir nesnesi olan süreçlerdir. Şiddet, ruhsal düzeneklerle ve bu düzeneklerin toplumsal alanda ifadesiyle ve insanın konuşan bir varlık olmasıyla ilintilidir. Yani toplumsal söylemden ve yapıdan bağımsız bir savaş düşünülemez. Freud'un Hobbes'a da gönderme yaparak insan insanın kurdudur derken kast ettiği tam olarak budur. Ancak insan böyle bir vahşeti üretebilir.

 

1932 senesinde Einstein Freud'a çok dokunaklı bir mektup yazdı ''Gerçeği bulma özlemi sizde başka bütün özlemleri nasıl bastırıyor, şaşılacak şey. Savaş ve yok etme güdülerinin insan ruhunda sevgi ve yaşama gücü ile nasıl içice girmiş olduğunu su götürmez bir açıklıkla ortaya koyuyorsunuz. Ama, inandırıcı açıklamalarınızdan bir de şu büyük amaca ulaşma özlemi çıkıyor ortaya: İnsanın iç ve dış bütün savaşlardan kurtulması.1'' diye mektubunu açan Einstein “İnsanın zihinsel evrimini, onu nefret ve zarar verme psikozuna karşı koruyacak şekilde kontrol etmek mümkün müdür?” sorusunu Freud’a sordu. Freud'un bu soruya cevabı da 1915'lerden itibaren bu konularla olan meşguliyetinin kuramsal sonuçlarını görmek adına değerlidir. Freud barış ya da şiddeti seçmenin bedelinin ikisinin de kendi doğal hallerine bırakıldıklarında ortaya çıkan tablodan daha ağır olacağını dile getirir. Şiddeti ve ölüm dürtüsünün bırakmanın bedeli elbette Marc Strauss'un tutkuların şiddeti metninde dikkatimizi çektiği gibi zevklenmeyi bırakmanın bedelidir. Bunu ele alan birçok güncel film bulunmaktadır. Seçilmiş gibi...

Bu noktada Franco etrafında değindiğimiz fakat girmediğimiz şiddetin nasıl örgütlendiği konusuna da küçük bir cevap niteliğinde düşünülebilir. Birbiriyle kardeşlik ilkesi etrafında bağlı olan insanlar bir ideal/idole bağlandıklarında ve kardeşlik kavramını yücelttiklerinde Lacan'ın da belirttiği gibi burada yükselen ırkçılıktır. Eğer Hobbes'un da öngördüğü gibi insan insansın kurduysa birbirleriyle kardeşlik ilkesi üzerinden kendilik ideali yerine geçen bir figüre bağlandıklarında bu kurtların nasıl koyuna dönüşebildiklerinin de hikayesidir bu tarihteki faşist diktatörler.

 

Görüyoruz ki Einstein la olan mektuplaşmasında pembe bir dünya hayalini rafa kaldırmıştır Freud ve etik olarak savunmuştur ikisinin de konumunu ve insancıl olanın ikisini de nasıl barındırdığını ve içinde duyguların/tutkuların ve şiddetin olmadığını gösteren filmler de tam olarak bu dünyayı bize gösterirler. Aşk acısı olmadan sonsuza kadar sadece huzurlu bir aşk, ayrışma sancıları ve krizler olmadan birer yetişkin olmak insan olmak insani olmak mümkün müdür? Freud bizi bu sorular ve yanıtlarla bırakır mektubunda. İdealden uzak ama etik bir duruşla.

 

 

Son Söz

Üç hikayenin nereden düğümlendiği açık : ölüm dürtüsünün sınırsız ifadesi olarak Guernica Katliamı ve buna cevaben gelen yaşam dürtüsünün en yüce, en insani ifadesi Guernica ve savaş döneminde yaşayanların analiziyle doğan kuramsal ve klinik gelişmeler. Fakat tarih ilginç tesadüflerle dolu. Anlamsız fakat ilgi çekici tesadüfler.

Lacan'ın Picasso'dan öğrendikleri sınırsızdır, birçok kere onu alıntılar ama hayatlarının ve hikayelerinin kesişimi Lacan'ın öğrendikleriyle sınırlı kalmaz : Lacan'ın öldüğü gün Guernica tablosu da yılların sansüründen kurtulur ve memleketine döner. İkisi aynı sayfada haber olarak çıkar.

Psikanaliz- Sanat- Guernica – bazı yollar kesişmek için vardır.

 

 

 

Uzun lafın kısası söz, şiddet ve insancıllaşma ekseninde dürtünün 3 temel kaderini izledik bu öykülerle. Konuşmamı Freud'un da Tekrarlama, hatırlama ve özümseme metnine gönderme yaparak tekrardan özetleyip bir soru sorarak tamamlayacağım :

  • Franco - ölüm dürtüsü, bir söylemle örülmesi ve tekrarlama

  • Picasso Guernica eseri ve hatırlama

  • Sigmund Freud psikanaliz, üretim ve özümseme

     

Sahi siz hangisini seçerdiniz ? Biz bugün burada bu soruya sizlerin huzurunda yeni bir cevap veriyoruz. Şimdi ise ilk alıntımı tekrardan okuyarak metnimi kapatıyorum- aynı cümleyi okuyorum fakat metnimde işlediklerimden sonra farklı bir yerden ve sizinle başka bir anlamda okuyorum: Bir tablo, bir resim ve bizim durumumuzda bir çalışma ve psikanaliz bir yeri dekore etmek için değildir, bir ötekine mesajdır. Bizim duruşumuzu gösteren bir mesajdır. Çalışmak da bir kişiye verilebilecek yeterli hakkaniyette bir mesajdır. 

 

Dr. Pınar Arslantürk 

 

Bu metin Lacancı Psikanalitik Klinik Eğitimleri Derneğinin 21 Ekim'de gerçekleşen insancıllaşma temalı kongresinde sunulmuştur. 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

İçerikler
Recent Posts

August 21, 2020

July 27, 2020

May 1, 2020

Please reload

Archive
Please reload

Search By Tags
Please reload

Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
Please reload

© LACANCI PSİKANALİZ ÇALIŞMALARI

Tel: +902129995623