Psikanalizde Düşlem’den Dürtü’ye Geri Dönmek/Gerilemek!


August Friedrich Schenck, Kaygı, 1878



Ayyuka1


Bir şeyler yolunda değil besbelli Bir gudubetlik var işte besbelli Senden değil, benden değil Kimden belli değil

Havada bir hinlik var Bir yerde bir eksik var Tarifi zor bir şey var Havada bir hinlik var

Derin bir nefes alsam geçecek Belki de sonsuza kadar sürecek Nereden gelir, nasıl gider Nedir, ne değildir

Havada bir hinlik var Bir yerde bir eksik var Tarifi zor bir şey var Havada bir hinlik var



Geçtiğimiz yılın başlarından itibaren “bir şeyler yolunda değil besbelli”. “Bir gudubetlik var”; kimden, nasıl geldiği belli olmayan. Yaşamak için en temel olan ve bilinçsizce yaptığımız nefes alışverişimizi sorgulatacak, bilgimiz dışında ve adını koyabilsek de “tarifi zor bir şey” var artık soluduğumuz havada. Bu unutmak istediğimiz bir gerçeği hatırlatıyor bize: gerçekten de “havada bir hinlik var”!

Ayyuka’ nın bu şarkısını her dinlediğimde ifade etmenin dışında konumlanan “kaygı” daha iyi nasıl ifade bulurdu diye düşünürüm. Grubun ismi gibi, bilinenin dışında ve saklı olanın ayyuka çıktığı anlarda, onu tariflemenin, ifade etmenin, nedenini bulmanın imkânsız olduğu zamanlara dair bir şeyler anlatıyor şarkı. Esasen bir şey de anlatmıyor, anlatamıyor. Olayı da bu ya! Bilinmeyenin bizde uyandırdığı o tekinsiz hissini tam da bu tarif edememe hali ile bizlere duyuruyor.


Bir bilinmezlik olan ve anlamın dışında kalan covidle karşılaşma meselesinin kendisi de bildiğimiz, alışkın olduğumuz, nispeten güvende hissettiğimiz, yolunda giden yaşamımızı temelden sarstı. Bizler için kendisi ve yakalanmamız halinde süreci bir giz olarak kalan bu hastalık ile karşılaşmak; ölüm gerçeğini de gizlendiği yerden çıkarak karşımıza dikti. Kısacası hikayelerimizi anlatırken, ayyuka çıkan bir gerçek bu hikayeleri susturarak bizleri karşılaştığımız şey kadar yalın, doğrudan ve gerçek olanın peşine düşürdü. Artık dil ve söylem içerisine katman katman üzerini örttüğümüz gerçek kendini bize dayattığında, her şey tüm çıplaklığıyla ortada kalakalmıştı. Sihirbazın altında top oluğunu varsaydığımız uçan kırmızı, kadife örtüyü kaldırdığında orada hiçbir şey olmadığını görmek gibi bir deneyimdi bu. Bize örtünün altındakinin top gibi yuvarlak bir şekil olduğunu düşündüren örtünün ta kendisiydi. Orada üstü örtülü şeyin örtüsü kalktığında ortada ne bir düşünce ne de kavrayabildiğimiz ya da varsaydığımız bir şekil kalıyordu: İşin ‘hin’i olan örtü ortadan kalktığında karşılaştığımız boşluk “burada bir hinlik var” hissi yaratıyordu.


Geçtiğimiz iki yıl boyunca “Psikanalizde Kadınsı” ve “Psikanalizde Düşlem” konularının çalışılmasının ardından bu yılki çalışma konusunun “Dürtü” olarak belirlendiği haberini aldım. Tüm bu çalışmalarda da değinildiği üzere psikanaliz açısından semptom, her öznenin kendine ait bir çözüm yolu olarak görülmekte ve her öznede farklı tezahürler ile karşımıza çıkmakta olsa dahi ortak yapılarda tuttuğu işlev bakımından aynı şeye hizmet eder: Bir nevroz için ötekinin arzusunun bilinmezliği sebebiyle duyulan kaygı ve ötekinin arzusunu yakalamaya çalışmak; bir psikoz için ötekinin zulmünden kaçınmak ve bu zulme bir neden bulmak; bir sapkın içinse ötekinin arzu ve dolayısıyla kaygısını harekete geçirecek konumlar almak gibi. Hatta bir nevroze için düşlem meselesini; kültüre ve o kültürün yarattığı dile dahil olan insan yavrusunun gelişim sürecinde, kültür dışı kalan ve oldukça yoğun bir dürtüsel yük içeren imgesel sahnelere, kültürün kabul ettiği yanıtlar bulma ve bu sahneleri simgesel bir örtü ile dil içerisine gizleme çalışması olarak ele aldık. Elbette farklı yapılanmalardaki her özne için covidle karşılaşmak öznel bir yanıtı da beraberinde getirdi. Fakat özellikle birçok nevroze için ortak olan şeyler de vardı. Bireysel alanlarımıza çekildiğimiz, beklentilerimizi daha minimal bir düzeye indirgediğimiz, ölümün tüm gerçekliğiyle az ötemizde olduğu gerçeğiyle karşılaştığımız, çoğu derdimizi bir kenara bıraktığımız ve öte yandan bu dertlerin anlamını kaybetmesiyle yaşamda kalmanın derdine düştüğümüz; güzellemelerimizin, yüceltmelerimizin, bulduğumuz anlamların ilmik ilmik çözüldüğü, mutlak gerçek sandığımız meselelerin öznel inanışlar olduğu gerçeği ile sınandığımız zorlayıcı ve alışılmışın dışında bir yıl deneyimlemek sanıyorum bunlardan bazılarıydı.


Öznelleşme ve toplumsal birliktelikler oluşturma sürecindeki her bir insan varlığının varoluşsal manada en temel yarası olan ve üzerini yaşam, onun yakalanması ve mutluluğa dair düşlemlerle katman katman örttüğü ölüm -bununla ilintili olarak da yıkıcılık- gerçeğinin kendini zorla dayattığı ve inkârın yerini ikrara bıraktığı bir yerde, nesnelerle tamamlanacağımızı varsaydığımız düşlemlerimizin de yerini nesnesi olmayan kaygıya bıraktığını söyleyebiliriz. Tüm bu yaşananların ardından ilişkilendiğimiz her şeyde belli bir görüngüde beliren fakat bir yandan da en temeldeki mesele olan yaşam ve ölüm’ ün, hiçbir dolayım olmadan, doğrudan -en temel- meselemiz olarak gündemimize gelmesi gibi ‘dürtü’ meselesinin de, ilişkilendiği tüm nesnelerden bağının çekildiği böylesi ‘yas’lı bir dönemin ardından, çalışılacak olmasını ayrıca anlamlı bulduğumu söylemeden edemeyeceğim. Kim bilir kültüre kayıtlanma sürecinde ölüme ve yaşama dair dürtülerin bir kısmının dil ve onun getirdiği yasa ile toplumsal bir özne olmak koşuluyla rehin bırakılmasının ardından, böylesi bir dönemde bugüne kadar yabancısı olduğumuz kendi gerçekliğimizle karşılamak, rehin bıraktığımız ve üzerini düşlemlerle örttüğümüz dolayımlı dünyamızdan çıkıp temel meselelerimizi gözden geçirmeye çağırmış olabilir bizleri. Böylesine karmaşık ve örtük2 konuların ardından ‘dürtü’ gibi psikanalizin en temel meselesine yapılan geri dönüş benliğin ‘repetition compulsion’3 u gibi; anlam bulma ve gösteren zincirine eklemlenebilme çabası gibi bir işlevi içinde barındırıyor olabilir mi diye düşünmeden de edemiyorum. “Psikanalizde Dürtü” zihinlerimizi işgal eden ölüm gerçeği ve onun varlığı karşısında ontolojik olarak taşıdığımız yasın işlenme çabasıdır belki de. Biz biliyoruz ki gelişim sürecinde düşünce arasındaki bağlar ancak ölüm dürtüsünün, kaybın ve yasın işlenebilmesinden sonra oluşabilmekte. Böyle düşündüğümüzde geriye şunu söylemek ve temenni etmekten başka bir şey kalmıyor gibi: Her şeye rağmen en temelden başlayarak ölümün izin verebildiği ve yine de yaşamdan yana bir tavırla zihnimizde ilmek ilmek yeni anlamların kurulacağı günlere!


Tülay Aydın Türkmen

Dipnotlar :

1 Ayyuka isimli grubun 2008 yılındaki grupla aynı isimli albümünde yer alan “Havada Bir Hinlik Var” şarkısına yer verilmiştir.

2 Kadınsı ve düşlem konuları gibi.

3 Tekrarlama zorlantısı olarak bilinen bu kavram, insan için kültür ve dil dışında kalan travmatik bir deneyimin ifade yolu bulamayarak ruhsallıkta tekrarlayan zorlantılar olarak beliren simgeselleştirilme ve dolayısıyla anlam bulma çabası olarak düşünülebilir. Ruhsallık ile bütünleşemeyen, metabolize edilemeyen, dışarıda kalan anlamsız parça, ruhsallıkta anlamsız tekrarlarla bütünleşme ve anlam kazanma yolu arar. Sonnotlar :


Yazar Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bünyesindeki Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer Personel Eğitim Merkezi’nde görev yapmakta olan bir klinik psikologdur.

Bu yazı Dr. Pınar Arslantürk ve Dr. Fiona Faraci tarafından yürütülen “Psikanalizde Kadınsı” ve “Psikanalizde Düşlem” çalışmalarının ardından planlanan “Psikanalizde Dürtü” çalışmasına ithafen kaleme alınmıştır.

İçerikler
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square