Divan



- Psikanalizde divanın rolü nedir?

Jacques-Alain Miller: Divan şüphesiz ki psikanalizin ikonik nesnesidir. Fakat aynı zamanda, psikanalizi tanımlayan divan değildir. Hastanın koltuğunda oturduğu, yüz yüze, hiç sorunsuz bir şekilde devam eden/gerçekleşen analizler vardır. Hatta bazı hastalar için tam da gerekli olan budur. Örneğin divan ötekinin insafına kalmış olmak, ötekinin kaprisine bırakılmış olmak anlamı aldığında...Bu [ötekinin insafına kalmış olmak, vs], elbette bir düşlemdir. Ama neyse! Şu bir gerçek ki, analistin yanına giden kişinin kendisidir, ki böylece kişi talep eden bir konumdadır ve bu talep bir miktar boyun eğme, ötekine teslimiyet içerir. Bunu temsil eden şey de divandır.

-Divan psikanalizin nesnesi midir?

JAM: Psikanalizin nesnesi daha çok analistin kendisidir. Tükenmez kalem ve doğum kontrol hapı serinizdei yeri olan kişidir o. Freud’un icat ettiği kendini bu nesne haline getirme yetisine sahip olan kişidir; bu yeni nesnedir! Bir başkasının bir özne olarak; ne istediğini, ne söylediğini, hatta kime söylediğini bilmeden konuşan biri olarak kendini deneyimlemesine imkan tanıyan çok özel bir nesne. Divan, bu belirsizlik dünyasının eşiğini temsil eder. Zorlu bir nesne, bu nesne psikanalistin kendisidir. Yeni olan budur. Halbuki klinik her zaman yatağın hemen yanında olagelmiştir.ii

- Divan bir yatak mıdır?

JAM: Elbette, divan bir çeşit yataktır. Dahili kısımları olmayan bir yatak: çarşafların içinde dolanmazsınız, bir yüzeyin üzerine uzanırsınız. Tıpkı bir mezar taşı gibiiii, etrafta kol gezen ölümcül çağrışımlarla beraber. Bu tam da Baudelaire’nin satırlarıdır: “Divanlar, mezarlar kadar derin”iv. Yataklar genellikle kişinin meşgul hayatı içinde unutmuş olduğu kendi bedenini bulduğu yerdir, ayrıca kişinin bir başkasının bedenini bulduğu yerdir de. Bunun aksine divan tek kişilik bir yataktır. Cinsel ilişkiyi/uyumu var ederken aynı zamanda onun yokluğunu da gösterir. Belki de şu denebilir ki divan kişinin bedenini emanet ettiği, aktif bedenini soyup döktüğü, aynı zamanda kişinin imgesel bedenini, kendi imgesini terk ettiği bir vestiyerdir. Ayrıca üçüncü bir beden geriye kalır, bizim paçavramız olan beden, öznenin sürüklediği ve onun için çok kıymetli olan bu çer çöp.

- Nihayet divanın beklenildiğinden daha önemli olduğu ortaya çıktı …

JAM: Divan, bir mobilya olarak önemlidir, Samuel Beckett’in çöp bidonu gibi. Şu paradoksu bünyesinde barındırır: bedeninizi seansa getirmek aynı zamanda onu katman katman soymak da zorundasınız. Divan bedenin motor becerilerini, hareket etme yetisini, dik duruşunu ve görünürlüğünü ondan alıp götüren bir makinedir ve bu anlamda bedeni budayan bir çoklu-giyotindir. Divan terk edilmiş, kırılmış ve katledilmiş bedeni cisimleştirir. Divana uzanmak kendini söz tarafından parazitlenmiş bir beden olarak deneyimlerken safi konuşan olmak anlamına gelir... Konuşanların (Fra. Maladie) zavallı hasta bedeni...

- Divanın geleceği nedir?

JAM: Teknoloji yeni mevcudiyet biçimleri geliştiriyor. Uzaktan gerçek-zamanlı irtibat yüzyılı aşkın süredir yaygınlaşır bir hal aldı. İster artık taşınabilir olan telefon ister internet ya da video konferans. Bu devam edecek, çoğalacak, her yerde ve zamanda mevcut olacak. Ancak bu sanal mevcudiyetin analitik seans üzerinde temel bir etkisi olacak mı? Hayır. Birbirimizi görmek ve birbirimizle konuşmak analitik bir seans değildir. Seansta iki kişi bir arada ve senkronizedir ancak divanın kullanımıyla gösterildiği üzere birbirlerini görmek için orada değillerdir. Etten ve kemikten bir şekilde birlikte-mevcudiyet yalnızca cinsel uyumsuzluğun/ilişkisizliğin ortaya çıkması için gereklidir. Eğer gerçeği sabote edersek bu paradoks ortadan kalkacaktır. Bütün sanal mevcudiyet biçimleri, hatta en sofistike olanlar bile, buna karşı çıkacaktır.

- Kısacası divan kalmaya devam edecektir.

JAM: Mevcudiyet kalmaya devam edecek. Ve sanal mevcudiyet daha çok yaygınlaşmaya başladıkça gerçek mevcudiyet daha da kıymetli bir hale gelecektir. Bu yüzden büyük değişimi daha çok ulaşım alanında görüyorum: seyahat süresinin kısalması, fiyatlardaki düşüş, jumbo jetler, yüksek hızlı trenler ya da bedenin kendisini daha “taşınabilir” yapan her şey. Geçmişte, Freud tarafından analiz edilebilmek Viyana ya da Londra’da yaşamayı gerektiriyordu. Bugün, Milano ya da Buenos Aires’de yaşayıp Paris’de analiz edilebilirsiniz, ya da tam tersi. Yarın süpersonik toplu taşıma? Bu divanın küreselleşmesi olacaktır.



Eric Favereau'nun Jacques-Alain Miller'le olan röportajı

3 Temmuz 1999

Çev.: Bawer Merih Mermertaş



iLacan’ın zaman zaman gösteren zincirinin oluşturduğu yapıyı işaret etmek için kullandığı matematikte karşılığı olan seri, seri/dizi. (ç.n.)

iiKlinik “κλίνειν” kelimesinden köken alır, bu da “yatağın başucu” anlamına gelir ve hasta yatağının yanında pratik edilen ya da öğretilen tıbbi eyleme işaret etmek için kullanılır.

iiiFransızca’da “gisant”, İngilizce’de “tomb effigy” ya da “recumbent effigy” olarak kullanılan bu kelimenin Türkçe’de direkt bir karşılığı olmamakla beraber anıt mezarların üzerlerinde ölüyü temsil etmesi için yontulmuş ve sırt üstü uzanmış heykellere deniyor. Okumayı kolaylaştırmak adına mezar taşı olarak çevrilmiş olmakla beraber J.A.M.'in kullandığı kelimenin işaret ettiği hristiyan sanatına ait heykellerdir (ç.n.)

ivBaudelaire, C., “The Death of Lovers”, Les fleurs du mal.



Bu metin Eric Favereau tarafından yapılan 3 temmuz 1999 günü saat 23:51'de yayınlanan söyleşinin transkriptidir. Sene 2000- yüzyılın nesneleri yazı dizisinde. Metnin Fransızca aslına buraya tıklayarak ulaşılabilir.


Metnin İngilizce çevirisi Irish Circle Lacanian Orientation tarafından yapılmıştır ve 12 Ocak 2020 tarihinde kendi facebook sayfalarında yayınlanmıştır. İngilizce çevirisine buraya tıklayarak ulaşılabilir.




İçerikler
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square

© LACANCI PSİKANALİZ ÇALIŞMALARI

Tel: +902129995623